• Sosyolog & Yazar

    Sosyolog & Yazar

    Ayşe ULAŞ

    Tüm kitaplarım için tıklayın..!
  • AYŞE ULAŞ KİTAPLARI AYŞE ULAŞ KİTAPLARI AYŞE ULAŞ KİTAPLARI

    AYŞE ULAŞ KİTAPLARI AYŞE ULAŞ KİTAPLARI AYŞE ULAŞ KİTAPLARI

  • Tüm Kitaplarım

    Tüm Kitaplarım
  • MEVSİMLİK İŞÇİLER

    MEVSİMLİK İŞÇİLER

    Merhaba, bu yazımda mevsimlik işçi sorununa değinmek istiyorum. Mevsimlik işçiler yöre içi mevsimlik işçiler ve yöre dışı mevsimlik işçiler olmak üzere ikiye ayrılarak incelenebilir. Yöre içi mevsimlik işçiler çalıştıkları bölgede yaşarlar. İşleri bittiğinde evlerine giderler. Bu işçi grubu için geçici ikamet diye bir durum söz konusu değildir. Ancak yaşam standartları gibi açılardan bakacak olursak yöre dışı işçiler ile aralarında önemli bir fark olmadığı görülür. Çünkü bu işçiler ağırlıklı olarak bölgede yıllarca yöre dışı olarak çalışmış sonrasında ise yöreye yerleşmiş olan işçilerdir. Genellikle doğu kökenli olan bu aileler maddi gelir ve eğitim durumuna göre yaşam koşulları açısından bir miktar farklılık gösterseler de temelde benzer yaşam standardına sahiptirler.   Mevsimlik İşçilerin Temel Sorunları Ulaşım Sorunu Barınma Sorunu İş Bulma Sorunu Çalışma Koşullarına Yönelik Sorunlar İş Güvenliğine Yönelik Sorunlar Sorunlar Sosyal Güvenlik Sorunu Ücret Sorunu Ücret Sorunu Örgütlenme Sorunu Kamu Kurumları ve Yöre Halkı ile İlgili Sorunlar Çocuk İşçi Sorunu Ulaşım Sorunu:  Ulaşım sorunu günümüzde dahi sağlıklı bir şekilde çözülememiştir. Kamyon kasalarında, traktörlerde, minibüslerde insanlar sıkışık ve uygun olmayan koşullarda seyahat ederler. Bu seyahatler hem sağlıksız koşullarda hem can güvenliğinden yoksun şekilde yapılır. Barındıkları yerlerden çalıştıkları yerlere günübirlik gidip gelmelerinde de benzer sorunlar yaşarlar. Barınma Sorunu:  Yaşadıkları yörede geçimlerini temin edemeyen işçiler mevsimsel olarak iş bulabilecekleri yörelere göç ederler. Barınma sorununu aileler genellikle kendileri çözmektedirler. Bunun için genellikle plastik örtü veya bezden yapılmış çadırlar kullanırlar. Nadir şekilde bazen işvereninde bu işçilere barınak temin ettiği olur. Ancak bu barınaklar da genellikle barınma için hiçbir koşulun düşünülmediği, ihtiyaçları karşılamaktan çok uzak olan yapılar şeklindedir. Üstelik kapasitelerinin çok üstünde kullanılmaktadırlar. Bu işçiler barınma sorunlarını hangi yöntem ile çözerler ise çözsünler sağlıklı olmayan koşullarda barınmak durumunda kalırlar Bazen de bu işçiler birkaç aile birleşerek bir dükkan kiralayıp burada bir arada yaşarlar. Bu dükkanlarda genellikle doğu kökenli insanlara aittir. Çünkü yerliler bu insanlardan rahatsız olurlar ve ev ya da dükkanlarını bu kişilere vermezler. Bazen de bu işçiler gece kondu tarzında evler kiralayarak buralarda konaklamaktadırlar. Ancak bunların da bir çoğu elektrik, su, kanalizasyon gibi imkanlardan yoksundur. 1970’ler de İş ve İşçi Bulma Kurumu (Türkiye İş Kurumu) tarafından Manisa, Denizli ve Söke’de barınma yurtları yapılmıştır. Ancak bunların günümüze kadar ulaşamadığı ve amaçları dışında kullanılmaya başlandığı, yapılan incelemeler sonucunda ortaya çıkmıştır. Barınma sorunu içerisinde farklı bir takım sorunları da içermektedir. Bunlar; mutfak sorunu, banyo sorunu, tuvalet sorunu, temiz su sorunu olarak karşımıza çıkmaktadır. Mutfak sorunu; mevsimlik işçilerin barındığı birçok mekanda ayrı bir mutfak bulunmamaktadır. Çadırlarının bir kenarını mutfak olarak şekillendirip kullanırlar. Mutfak ile ilgili malzemeleri buralarda bulundururlar. Havanın uygun olduğu günlerde açık alanda bulaşık yıkamakta ve yemek yapmaktadırlar. Yaşanılan ortam hijyenik olmayınca doğal olarak mutfak olarak kullanılan kısımlar da hijyenik olamamaktadır. Banyo sorunu; barınılan mekanların genelinde özel bir banyo alanı yoktur. Banyo için bazen asıl çadırın yakınında bir başka küçük çadır yapılır ve o çadır kullanılır. Bazen de asıl çadırın içerisinden büyük bir leğen içerisinde yıkanılır. Tuvalet sorunu; mevsimlik işçilerin en büyük sorunlarından biri olmaktadır. Çadırın yakınında bir çukur kazılır ve çevresi çadır malzemesi ile sarılır. Su sorunu nedeni ile de temizlik konusu büyük sorun olmaktadır. Tuvalette su kaynağının olmaması her çeşit hastalığa kaynaklık etmektedir. Temiz su sorunu; mevsimlik işçilerin sağlıklı ve güvenilir su kaynaklarına ulaşımı nerede ise imkansız gibidir. Susuzluk çok önemli bir sıkıntıdır ve günlük hayatın devamlılığı, yani yemek pişirme, bulaşık, temizlik, banyo, tuvalet vb. için zorunlu bir kaynaktır. Dere, kanal, kuyu, tanker hanelerin temel su kaynakları arasındadır. Temiz suya erişim sağlayamadıkları için hem yeme içme hem de temizlik konusu büyük sorun oluşturmaktadır. Bu nedenle bir çok hastalığa maruz kalmaktadırlar. Su yokluğundan en fazla kadınlar ve çocuklar etkilenmektedir. Kadınlar gündüz tarlada işçi olarak çalışsalar bile cinsiyetçi iş bölümünün sonucu olarak yemek pişirme, bulaşıkları yıkama, çocukların banyosu, temizlik gibi işleri de yerine getirirler. Bazen taşıma su ile de ihtiyaçlarını görmek durumunda kalabilmektedirler. İş Bulma Sorunu:  İş bulma kuşkusuz toplumların yaşadığı en önemli sorun alanlarındandır. Mevsimlik işçiler için de durum çok farklı değildir. Ancak çalışılacak sürenin geçici olması nedeni ile onların işlerini sezon öncesinde ayarlamış olmaları gerekir. Bunun için de genellikle bir aracı ile çalışırlar. Nadiren de olsa kendi işini kendi bulan işçiler vardır. Çalışma Koşullarına İlişkin Sorunlar:  Mevsimlik işçilerin de kanunen iş sözleşmesi yapıyor olması gerekmekle birlikte bu duruma uygulamada pek rastlanılmaz. Genellikle yöresel ve yapılan işin niteliğine uygun bir çalışma şekli hakimdir. Uzun mesai saatleri olup dinlenme zamanları son derece kısıtlıdır. Hafta tatili hakkı da yoktur. Bunların ötesinde insani ihtiyaçların karşılanması konusunda da sıkıntılar vardır. Temiz suya erişim de bir sorun alanıdır. Hijyen koşullarının bulunmaması ve sağlık hizmetlerine erişim de sorunlar arasındadır. İş Güvenliği Sorunları:  Yapılan işin niteliği gereği mevsimlik olması nedeni ile iş geçici sürelidir. Ekonomik nedenler kaynaklı olarak iş güvenliği tedbirleri alınmaz. Bu işçiler kayıt dışı olduklarından iş kazaları ve meslek hastalıkları yönünden de korunmazlar. Sosyal Güvenlik Sorunu:  Tüm çalışanların en temel hakkı sosyal güvenlik hakkıdır. Ancak mevsimlik işçiler kayıt dışı olduklarından bu haktan genel olarak yararlanamazlar. Yaşam ve çalışma koşulları nedeni ile en çok ihtiyacı olan kesimlerden olmalarına rağmen bu haktan olarak mahrumdurlar. Yaşadıkları hastalık ve iş kazaları neticesinde geçici ya da kalıcı olarak çalışamaz duruma gelerek tüm yıl ya da ömür boyu çalışamaz durumda kalırlar. Ücret Sorunu:  Bu işçiler kayıt dışı çalıştıklarından herhangi bir güvenceleri yoktur. Yaptıkları işin niteliği gereği olarak ücretleri belirlenir. Ayrıca çalışma saatleri son derece uzundur. Hafta tatilleri de yoktur. Ancak fazla mesai ücreti almaları da yapılan bir uygulama değildir. Aile boyu çalışırlar ancak aile bireylerinin belirgin bir ücreti bulunmaz. Ücretlendirmeler genellikle minimum düzeyde tutulur. Bireysel ücret belirlendiğinde ise burada bir eşitlik söz konusu olmaz. Ücretler ile ilgili bir diğer sorun ise ücretlerin eksiksiz olarak alınması konusudur. Bu işçiler çalışırlar, işlerini yaparlar ancak iş bitiminde ücretleri kısmen ödenebildiği gibi hiç ücret almadan da gönderildikleri olabilmektedir. Not:  2007 yılından itibaren TÜİK Kamu işletmelerine ilişkin mevsimlik tarım işçisi ücretlerinin yayınını durdurmuştur. TÜİK tarafından yapılan “Çocuk İş gücü Araştırması, 2006 verilerine göre Türkiye’de 6-17 yaş grubunda çalışan çocuk sayısı 632 bin erkek çocuğu ve 362 bin kız çocuğu olmak üzere 958 bindir. Çalışan çocukların, bu yaş grubuna giren çocuklara oranı %5.9’dur. Bu çocukların 392 bini (%40,9’u) tarım sektöründe istihdam edilmektedir. Çalışan çocuklar içerisinde eğitime devam edenlerin oranı %31.5, eğitime devam etmeyenlerin oranı %68.5’dir. Çalışan çocukların %52.4’ü kırsal kesimde istihdam edilmektedir (TÜİK,2007) Ücretler ile ilgili başlıca sorunlar; ücretler yetersizdir, erkek-kadın-çocuk işçilerin ücret farklılığı vardır, yasal olmamasına rağmen, aracılara ücret kesilir, ücretler zamanında ödenmemektedir, bazen hiç ödenmemektedir. Ücretler konusunda yasalar uygulanmamakta, aracı ile işveren arasında yapılan anlaşma ya da bölgede söz sahibi işverenlerin belirlediği ücretler geçerli olmaktadır. Eğitim Sorunu:  Anayasamızın 42. maddesi “Kimse, eğitim ve öğrenim hakkından yoksun bırakılamaz. Öğrenim hakkının kapsamı kanunla tespit edilir ve düzenlenir.” demek suretiyle her Türk vatandaşının eğitim görme hakkının bulunduğunu ifade etmiştir. Ülkemizde özellikle kırsal kesimde herhangi bir eğitimi olmayan herkes kendisini mevsimlik işçi olarak tanımlar. İnsanların eğitimsiz olmaları bu sorunun birinci ayağını oluştururken mevsimsel çalışma süreleri bu işçilerin çocuklarının da eğitim hakkından ve olanaklarından yeterince ya da hiç yararlanamamaları sorununu doğurur. Örgütlenme Sorunu:  Yapılan işlerin niteliği ve ücretlerin düşük olması en temel örgütlenme sorunlarındandır. Mevsimlik işler ile ilgili kanunlar da az ve yeterli düzeyde değildir. Sendikalaşma noktasında da sendikaların geliri üye aidatları olduğundan bu uygulanabilir bir seçenek olmaz. Aynı zamanda iş yerleri dağınık yerleştiği, küçük ve mevsimlik olduğundan belirli bir düzenleme yapılması da oldukça zordur. Kamu Kurumları ve Yöre Halkı İle İlgili Sorunlar:  İşçiler iş için gittikleri yerlerde özellikle iskan oluştururken hem kamu kurumları ile hem de yöre halkı ile sorunlar yaşarlar. Yöre halkının güvenlik, iletişim kurmada sorun yaşama (dil bilmeme nedeniyle), çevre kirliliği ve suç olaylarıyla özdeş tutulmaları gibi nedenlerle bu insanların kendi yerleşim yerlerine ya da yakınlarına yerleşmelerine olumlu bakmamaları her zaman olmasa da zaman zaman gerilimlere yol açmaktadır. Çocuk İşçi Sorunu:  Mevsimlik işlerde hem işin belirli bir sürede yapılması gerekliliği nedeni ile hem de daha fazla kazanmak amacı ile tüm aile bireyleri çalışmak durumunda kalmaktadır. 4857 sayılı İş Kanunu 71. maddesinin a fıkrası, “On beş yaşını doldurmamış çocukların çalıştırılması yasaktır. Ancak, on dört yaşını doldurmuş ve ilköğretimi tamamlamış olan çocuklar, bedensel, zihinsel ve ahlaki gelişmelerine ve eğitime devam edenlerin okullarına devamına engel olmayacak hafif işlerde çalıştırılabilirler” hükmünü getirmektedir. Ancak uygulamada kanun hükümlerine uygunluk yeterli düzeyde değildir. Not:  TÜİK’in Aralık 2016’da yayımladığı iş gücü istatistiklerine göre, ülke genelinde istihdamın yüzde 20,5’i tarımsal işlerle uğraşmaktadır. Yani yaklaşık 5 milyon 400 kişi tarımda istihdam edilmektedir. Tarımda istihdam edilen toplam iş gücünün ne kadarının mevsimlik tarım işçisi olduğu kesin olarak belli değildir. Ancak tarımda istihdam edilenlerin yarısının mevsimlik işçilik yaptığına dair öngörüden yola çıkarak, 2016 yılında yaklaşık iki buçuk milyon kişinin gezici veya geçici mevsimlik tarım işçisi olarak çalıştığını söylemek mümkündür. Çocuklar mevsimsel olarak aileleri ile sürekli farklı yerlere gitmek zorunda kaldıklarından tam bir eğitim alamamaktadırlar. Okul devamları da gerektiği şekilde olamamaktadır. Bazı bölgelerde yakın bir yerde okul var ise geçici olarak da olsa okula gidebilmekle birlikte bu durumlarda da yerleştirildikleri sınıfta arkadaşları tarafından kabul görmemektedirler. Aileler çocuklarının sınıfında bu şekilde çocuk bulunmasına da karşı çıkmaktadır. Zaten pek çok yerde okul ulaşabilecekleri mesafelerde de olmamaktadır. Bir sonraki yazımda görüşmek dileğiyle. Sağlıcakla kalın.   Devamını Oku...
    EBEVEYN YABANCILAŞTIRMA SENDROMU

    EBEVEYN YABANCILAŞTIRMA SENDROMU

              Merhaba, bu yazımda sizler ile Ebeveyn Yabancılaştırma Sendromunu konuşacağız. Gardner, bir ebeveynin diğerine karşı yabancılaşmasını ifade eden bir durumu Ebeveyn Yabancılaştırma Sendromu (EYS) terimiyle ortaya atmıştır. 1985’te bu sendromu, bir ebeveynin çocuğu diğer ebeveyne karşı bilinçli bir biçimde olumsuz yönlendirmesi olarak tanımlamıştır.            Boşanma, iki eşin yasal olarak evliliğini bitirmesi sürecidir. Ancak bu süreçte yaşanan gerginlikler ve çatışmalar, bir ebeveynin diğerine karşı çocukta yabancılaşma hissini tetikleyebilir. Bu, bir ebeveynle sıkı bir bağ kurulması ve diğer ebeveynle ilişkinin belirli bir neden olmaksızın kesilmesi şeklinde gelişen bir durumdur. Özellikle karmaşık boşanma durumlarında bu daha sık gözlemlenir ve çocuk için bu durum duygusal bir istismar olarak değerlendirilir. EYS, temelde duygusal istismarın bir formunu oluşturmaktadır. Evlilik sırasında var olan anlaşmazlıklar, boşanma döneminde ve sonrasında da devam edebilir. Yabancılaştıran ebeveynin suçlama, eleştiri ve duygusal manipülasyonlarla çocuğunu duygusal olarak bağımlı hale getirmesi ve onun bağımsız düşünme kabiliyetini kısıtlaması, bu istismarın belirtilerindendir. Bazen duygusal istismar, fiziksel veya cinsel istismardan daha derin yaralar bırakabilir. Hem çocuk hem de EYS’nin etkisi altında kalan ebeveyn için bu etkiler ömür boyu sürebilir.           Kanada’da yapılan bir incelemede, mahkemelerin yaklaşık üçte birinde yabancılaştırmada suçlu bulunan ebeveynin baba olduğu belirlenmiştir. Avustralya’da yapılan başka bir çalışmada ise yabancılaştıran ebeveynlerin cinsiyet dağılımının neredeyse eşit olduğu ortaya konmuştur. Ebeveynlerin ayrılması sonrası, çocuğun bir ebeveyne olan yabancılaşması geçici bir tepki olarak ortaya çıkabilir. Fakat bir ebeveynin diğerini kasıtlı olarak kötülemesi ve bu durumun çocuğu da olumsuz etkilemesiyle, çocuğun diğer ebeveynle olan iletişimi tehlikeye girebilir veya tamamen kesilebilir. Ebeveyn yabancılaştırmasına maruz kalmış çocuklar üzerinde yapılan bir araştırmada, bu çocukların yetişkinlik döneminde düşük özsaygı, başkalarına güvensizlik, depresyon, madde bağımlılığı, kendi çocuklarıyla ilişkide sorunlar ve boşanma gibi problemlerle karşılaştığı gözlemlenmiştir. Ayrıca, davranışsal sorunlar, kişilik bozuklukları ve dissosiyatif bozukluk gibi ruhsal rahatsızlıklar da bu bireylerde sıkça rastlanır  (Güler, 2017) .           Boşanma sonucunda hem ebeveynler hem de çocuklar arasındaki ilişki yeniden yapılanmaktadır. Ebeveynler arasındaki çatışmaların yoğunlaşması, ebeveynlik yaklaşımlarında değişikliklere yol açabilmektedir. Bu, çocuğun ebeveynlerinden birini kabul etmeme ya da ona yabancılaşma eğilimi göstermesine neden olabilir  (Baran, Bütün, 2004: 85-100) .           Wallerstein ve Kelly (1976), çocuğun bir ebeveynini anlamsız bir şekilde reddetmesini ebeveyne yabancılaşma olarak adlandırmışlardır (Güler, 2017: 225-228). Gardner (1985) bir ebeveynin, diğerini kötüleyerek çocuğun bu ebeveynle olan ilişkisini zedelemesine “ebeveyn yabancılaşma sendromu” adını vermiştir. Bazı uzmanlar, bu durumu, öfkeli bir ebeveynin hassas bir çocukla birlikte diğer ebeveyni cezalandırmak üzere iş birliği yapmaları şeklinde tanımlamaktadırlar  (Torun, 2011: 446-482) .           Çocukların, bir ebeveynin kusurlarını abartarak diğer ebeveyni kötülemesi sonucu oluşan ebeveyn yabancılaşması (Şen, 2014), çocuklarda duygusal bir istismar biçimi olarak kabul edilir ve bu, çocuğun ciddi bir duygusal saldırıya uğramasına yol açar. Bu, çocuklarda depresyon, travma sonrası stres, davranış sorunları, antisosyal kişilik bozukluğu, cinsel kimlik krizleri ve ayrılık kaygısı gibi psikolojik sorunlara neden olabilir. Ebeveyn yabancılaşma sendromu, hafiften ağıra doğru üç farklı seviyede yaşanabilir  (Baran, Bütün, 2004: 85-100)  : Hafif düzeydeki yabancılaşmada, çocuğun ebeveyniyle olan ilişkisi sürmekle birlikte bazen rahatsızlık hissi yaşanabilir. Orta düzeyde, çocuk ebeveynine karşı olumsuz ve saygısız bir tutum sergileyebilir. Ağır düzeyde ise, çocuk ebeveynine karşı düşmanca davranışlarda bulunabilir ve temelsiz suçlamalarla ebeveynini itham edebilir.           Johnston, Walters ve Olesen’ in (2008) 125 ayrılmış aile üzerinde gerçekleştirdiği araştırmada, boşanma durumlarında %48’lik bir ebeveyn yabancılaşma oranının bulunduğu, bu durumda %5,4’ünde annenin, %42.5’inde babanın çocuk tarafından reddedildiği saptanmıştır  (Thayer, Zimmerman, 2003) . Türkiye’de çoğunlukla annelerin velayeti aldığı ve genellikle babaların yabancılaşan ebeveyn olduğu bilinmektedir.           Şen (2014) tarafından yapılan başka bir araştırmada, 97 katılımcının büyük bir bölümünün eski eşleriyle aynı şehirde yaşamasına rağmen, belirlenen zaman dilimlerinde bile çocuklarıyla vakit geçiremediği, bu durumun ebeveyn yabancılaşmasına yol açabileceği belirtilmiştir  (Torun, 2011:446-482) .           Aile, toplumun temel yapı taşıdır ve çocuğun gelişiminde kritik bir rol oynamaktadır. Ailenin sunduğu sevgi, bakım ve şefkat, çocuk için vazgeçilmezdir  (Aral ve Sağlam, 2012: 72-85) . Evlilik, iki insanı yasal olarak bir araya getiren, toplumsal kabul görmüş bir kurumdur. Ancak boşanma, modern toplumun karşılaştığı zorluklardan biridir. Son dönemlerde birçok ülkede olduğu gibi Türkiye’de de boşanma oranlarındaki artış dikkat çekmektedir.           Boşanma, çocuklar ve ebeveynler için bir dizi psikolojik, sosyal ve ekonomik değişikliği beraberinde getirir. Boşanma sonrasında çocuklar, ebeveynleriyle ilişkide dirençli bir tavır sergileyebilir (Güler, 2017:225-228). Ebeveyn Yabancılaştırma Sendromu (EYS) çocuğun bir ebeveynine karşı duygusal olarak yabancılaştırılması sonucunda oluşan bir rahatsızlıktır  (Bodur, 2018) .  Bir sonraki yazımda görüşmek dileğiyle, sağlıcakla kalın… Devamını Oku...
    BOŞANMAYA TOPLUMSAL BAKIŞ

    BOŞANMAYA TOPLUMSAL BAKIŞ

              Boşanma, bireylerin yaşantılarında derin izler bırakan oldukça karmaşık ve etkileyici bir deneyimdir. Bazen boşanma durumunu deneyimleyen çiftler dahi boşanmanın tam olarak ne zaman başladığını kestiremezler. Gerçek anlamda boşanma, duygusal boşanma sürecinin bitmesi ile ve kişinin bunu yasal çerçeveye oturtma kararı ile gerçekleşir. Bazen aniden alınan bir karar ile boşanma gerçekleşirken bazen de bu süreç yıllara yayılır. Ben burada boşanmanın kadınlar üzerindeki etkilerini geniş bir perspektiften ele alarak boşanmanın boyutlarını ve bunların kadını nasıl etkilediğini incelemeyi istiyorum. Kadınların bakış açısından, boşanmanın getirdiği zorlukları, değişimi ve hayatın yeniden inşa sürecini ele almayı hedefliyorum.           Boşanma kadınların duygusal dünyaları üzerinde derin izler bırakır. Çeşitli duygusal dalgalanmalar yaşanır. Her kadının duruma verdiği tepkiler farklıdır. Ancak ortada yaşanılan duygusal bir travma vardır. Yaşanılan bu duygu durum bozukluğunun onarımı gereklidir. Kadınlar boşanma sürecinde deneyimledikleri farklı duygular ile bir anlamda kendilerini keşfedeceklerdir. Duygusal iyileşme süreci başlayacak ve süreçte kendi içsel güçlerini keşfedebileceklerdir.          Boşanma kadınlarda bilişsel sağlığı da etkileyebilir. Çeşitli odaklanma sorunları, karar vermede güçlükler, yaşamdan beklentiler ve amaç değişiklikleri yaşatması muhtemeldir. Kadınlarda boşanma sonrası bilişsel sağlığı güçlendirmek için bir takım stratejiler belirlenmeli ve destek mekanizmaları bulunmalıdır. Psikososyal destek, profesyonel danışmanlık ve topluluk kaynakları en etkin şekilde kullanılmalıdır.           Boşanma kadınlar üzerinde çok boyutlu etkilere neden olabilir. Kadın bir taraftan geniş kapsamlı duygusal sorunlar yaşarken diğer taraftan sosyal etkiler ile de mücadele etmek durumunda kalabilir. Duygusal stres, kayıp duygusu, öz saygıdaki değişim ve depresyon gibi etkiler görülebilir.           Sosyal açıdan bakacak olursak aile içi dinamiklerde değişimler yaşanır. Arkadaş çevresi, toplumsal rollerdeki değişimler kadının kendini toplaması sürecini oldukça karmaşık bir hale sokabilir. Ailelerin boşanmaya verdiği tepkiler, arkadaşların tepkileri, komşular, iş çevresi boşanan çiftin özellikle de kadının zaten çok zorlu bir evreden geçen hayatını hem çok daha zor hem de çok daha karmaşık bir hale getirebilir. Ayrıca hem sosyal çevrenin hem de toplumun beklentileri ve bir takım dayatmaları bulunur. Boşanma ve öncesinde çiftin çok ta aklına getirip düşünmediği daha çok kendisi ile kendi ruhsal sağlığı ile ilgilendiği dönemde düşünmediği toplumsal, sosyal ilişkileri etkileyip yeniden yapılandıran boyutu vardır. Aile ilişkileri, arkadaşlıklar, dostluklar, sosyal çevrede değişim gibi etkileri de bulunur.           Boşanma kişinin hayatındaki önemli dönemeçlerdendir. Boşanma sadece bireysel bir deneyim olarak algılanmamalıdır. Boşanma aynı zamanda toplumsal bir konudur. Toplum içinde önemli bir olgudur. Toplumun boşanmaya bakışı, normları, önyargıları ve değişen dinamikleri incelenmelidir. Boşanma hala bazı toplumlarda kadınlar üzerinde olumsuz ektiler bırakan ön yargılarla karşılanabilmekte ve kadını damgalanmaya maruz bırakabilmektedir. Toplumsal beklentiler ve toplumsal algılar bireyin duygusal ve sosyal hayatına müdahale etmekte ve bireysel özgürlükleri kısıtlamakta, bireysel haklara uymamaktadır. Toplumun kadından beklentileri ve kadının kendini topluma kabul ettirme savaşıdır boşanmak. Boşanma psikolojik yönden zaten zor bir süreçtir. Bu süreçte destek olması beklenilen kişiler yeni sorunlar olarak kadının karşısına dikilebilir. Oysa ki sosyal çevre destek olması beklenilen hatta destek olması gereken bir taraftır. İhtiyacı olan birine destek olmak zaten toplumsal bir sorumluluktur.           Boşanma kişilere hayatlarını yeniden inşa fırsatı sunar. Kariyer olsun, kişisel hedefler olsun, boşanma ile gelen özgürlükler olsun hayatın yapı taşlarını yeniden yerine oturma evresine sokar. Kişi kendini tanımaya başlar, yeniden kendini keşfeder. Yeni bir kimlik oluşturur. Evlilik neticesinde aslında törpülediği ve kaybettiği kendini ve güçlü yönlerini keşfeder. Bu esnada sosyal çevresinin desteğini alabilmiş olanlar hayatlarını yeniden inşa etmede çok daha rahat olurlar. Ancak sosyal destek mekanizmasından yoksun olan kadınlar için zorlu mücadele maalesef çok daha uzun sürecektir.           Bir sonraki yazımızda görüşmek dileğiyle. Sağlıcakla kalın… Devamını Oku...
  • Tüm Kitaplarımın

    Online Satış Noktaları

Başlık
X